Kendi Düşen Ağlamaz

Sanayicilerimiz, düşük kur nedeniyle dertli. Nasıl olmasınlar, kar marjları iyice azaldı; bu gidişle üretimi durdurmak zorunda kalacaklar. Ancak kur nedeniyle sızlanmadan önce yapılması gereken her şey yapıldı mı?

Yıllarca, Türk Lirasının yabancı para birimleri karşısında değerinin sürekli yitiriyor olmasını ulusal gurur meselesi yapmıştık. Halbuki bu enflasyonun doğal bir sonucu idi. Bugünlerde ise sorunumuz paramızın "aşırı değerli" olması.

Para biriminin değerinin artmasının neden olduğu sıkıntıyı anlamak için iktisat profesörü olmaya gerek yok. Eğer ulusal para değerlenirse, yurtiçinde üretilen mal ve hizmetler döviz bazında pahalı hale gelir, ithal ürünler ulusal para cinsinde ucuzlar. Bu nedenle ülke içinde üretilen malların ihracatından elde edilen kar azalır; hatta ithal ürünler yerli ürünlere karşı iç pazarda avantajlı konuma geçer.

Bu tablo, sanayiciler için kabus tablosudur. Nitekim son birkaç yıldır, sanayi kesimi, Türk Lirası'nın değerinin yükselmesinden dolayı yaşadıkları rahatsızlığı giderek daha yüksek sesle dile getirmeye başlamışlardır. "Patronlar zaten hep ağlar" diye düşünüyor olabilirsiniz, ama ISO'nun son raporlarına baktığınızda, ülke içinde üretilen katma değerin sürekli azalmakta olduğunu, katma değer içindeki kâr'ın payının iyice azalmış olduğunu görürsünüz. Anadolu'daki KOBİ'ler için durum daha da vahim. Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin'e göre sadece tekstil sektöründe günde 6.000'e yakın kişi işini kaybediyor.

Verimlilik ve İstihdam
Aslında 2001 krizinden sonra ekonomi toparlanırken, üretim ve ihracatta çok hızlı yükseliş gözlemlemiştik. Ama bu istihdama yansımadı. Bunu ekonomistlerimiz, "Kriz işletmelerimizi eğitti; aynı miktarda işgücü ile daha çok üretim yapmanın yolları bulundu." diyordu. Ancak TÜİK verilerine göre ülkemizdeki kayıt dışı istihdamın oranı %50 seviyelerine ulaşmış durumda. Yani verimlilik artışı ile aynı çalışan ile daha fazla üretim yapıldığını söyleyemeyiz. Bu tablo, yeni çalışanları kayıt altına almayarak, işgücü maliyetinde tasarruf edilmeye çalışıldığını göstermektedir.

Döviz kurunun düşmesi, yıllardır halı altına süpürülen tozların ortalığa saçılmasına neden oldu. Türkiye'nin uluslararasındaki rekabet avantajının ucuz işçilik olması, uzun vadede bizi bir yere götürmeyeceği aslında belli idi. Döviz kuru düşmüyor olsa, çalışanlarımızın yaşam standartlarını yükseltme isteği, uzun vadede işgücü maliyetlerini yine de yükseltecek idi; yükseltmeli de. Peki işverenlerimizin bu duruma karşı geliştirdiği bir strateji var mı?

Ucuz işçilik, bağımlılık yaratıyor.
Uzun yıllar, ülkemizdeki ücret seviyelerinin gelişmiş ülkelerin altında olması, üretim modelimizi de etkiledi. Örneğin bugün tekstil'de dünyanın sayılı üreticileri arasındayız ama dünya çapında markalarımızın sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Türk işçisi, Avrupa'lı işçilerden daha ucuza çalışınca, marka sahipleri Avrupa'daki üretim tesislerini kapatıp, Türkiye'de fason üretimi tercih ettiler.

Ancak ucuz işçilik ile elde edilen rekabet avantajı, sanayicilerimizde üzerinde bir uyuşturucu bağımlısının dünyayı toz pembe görmesine benzer bir etki yarattı. Uzun yıllar boyu, ihracat şampiyonluğu yapan işletmelerimizde bile verimliliği ve katma değeri arttıracak yatırımların boşa para harcamak olduğu düşünüldü. Bilişim sektörünün içinde yer alan biri olarak, şirketlerimizin bilişim teknolojilerine bakış açılarını yakından gözlemleme şansına sahip oldum. Üretim kaynak planlama, ofis otomasyonu, müşteri ilişkileri yönetim sistemi, karar destek sistemleri vb uygulamaların, ancak "çok parası olan" büyük şirketlerin sahip olacağı bir lüks olduğuna inanıldığına şahit oldum. (Sanki büyük şirketlerin sokağa atacak paraları var.) Bu gibi yatırımlara itiraz eden düşüncenin "nasıl olsa adam ucuz, koyarız 3-5 kişi daha, hallederler. Şimdi bunlarla uğraşmaya ne gerek var" olduğunu hissettim hep.

Ama ucuz işçiliğin avantaj sağladığı dönem sona erdi. Döviz kurlarındaki düşüş olmasa bile Uzakdoğu'daki işçiliğin daha ucuz olması, ucuz işçiliğe bağlı pazarların yavaş yavaş elimizden çıkmasına neden oluyordu zaten. Ancak ucuz işçilik öyle bir bağımlılık yaratmış ki, üretim süreçlerimizi "tedavi" etmek yerine siyasi otoriteyi işçiliği ucuzlatacak kararlar alması için zorluyoruz.

Türkiye'nin kaderi bu mu?
Sözlerim biraz sivri gelebilir. Ama kendi işimle ilgili somut gözlemlerim, farklı düşünmemi engelliyor. Benim gözlemlediğim örnekler, işim telefondaki verimliliği arttırmak olduğu için o yönde:

* Örneğin ortak bir elektronik rehberinden tek bir tıklama ile telefonlar bağlanabilecekken, telefonların bağlanması için küçük bir sekreter ordusu çalıştırılıyor. (üstelik yöneticiler kendi telefonları kendileri aradıkları zaman, birim zaman içinde daha çok iş görüşmesi yapabiliyorlar ama böyle bir performans artışına kimse ihtiyaç duymuyor)

* Kullanılan telefon santrallerinin son derece gelişmiş yetenekleri olmasına rağmen, kullanıcıların bunlardan yararlanmasını mümkün kılacak donanım ve yazılımlardan yararlanılmıyor. Bunun sonucu olarak iç iletişimde kopukluklar yaşanıyor, iletişim kazaları iş kayıplarına neden oluyor

* Telefonun etkin kullanılarak çalışanların iş potansiyellerini arttırmak yerine telefon kullanımı önüne engeller konuyor.

* Sadece kullanım karakteristiğine uygun yönlendirmeler yapılarak telefon giderlerinde %24(*) tasarruf elde edilebilecekken, uygun analiz araçlarının birkaç dakika ortaya çıkardığı bu tabloyu araştırmakla kimse uğraşmıyor.

Verimlilik arayışı, bir yönetim sistemidir. Hiçbir zaman "bu kadar yeter" diyemeyeceğiniz, sürekli daha farklı neler yapabileceğinizi araştırmanız gereken bir sistem. Böyle yapmak zorundayız çünkü rakiplerimiz böyle yapıyor. Yukarıdaki örnekler belki bütün içinde büyük bir paya sahip olmayan bir yöndeki "verimsizliğe" ilişkin örnekler ama bu alışkanlıkla yönetilmekte olan şirketlerde, aynı yanlışları tüm alanlarda görebiliyoruz.

Uzun sözün kısası, artık ucuz işçilik yerine katma değeri ve verimliliği yükseltecek yöntemlerin arayışına girmeliyiz. Bunun için bilgi ve iletişim teknolojilerini bir kaldıraç gibi kullanmayı başarmak zorundayız.

Tolga Gündüz / IPera Genel Müdürü

Bu makale BT Dünyası bilişim haberleri sitesinden alınmıştır.
Makalenin orjinaline ulaşmak için tıklayınız.


<< Tüm Makaleler